St. Tropez’deki Festivale Yolculuk

Yayın Tarihi: 20 Mayıs 2026
Yazar: Yusuf Arslan

Ünlü Cannes Film Festivali, sinema dünyasına birçok unutulmaz film kazandırırken, sektördeki görünmeyen mağdurları da gözler önüne seriyor. Cate Blanchett, yaptığı bir söyleşide tanınmamış kadınların hâlâ tacizle karşılaştığını vurgulayarak dikkatleri çekti. Javier Bardem ise, Trump, Putin ve Netanyahu gibi isimleri anarak erkek egemen dünyanın insanları nasıl olumsuz etkilediğine dair yorumlarda bulundu. Macar yönetmen László Nemes’in “Moulin” adlı filmi, işgal altındaki Fransa’da Nazilere karşı direnişi konu alıyor ve tarihi bir anlatım sunuyor.

Fransız yönetmen Jeanne Herry’nin “Garance” filminde, Paris’te alkolizm ve işsizlikle mücadele eden genç bir kadın aktrisin hikayesi işleniyor. Arthur Harari’nin “Bilinmeyen Kadın” filminde ise bir erkek fotoğrafçının, sabah uyandığında kadın bedeninde bulduğu kendisini keşfetmesi anlatılıyor; bu kadın karakter ise ünlü aktris Léa Seydoux. Ron Howard’ın “Avedon” belgeseli, Richard Avedon’un ikonik fotoğraflarını ele alıyor. Avedon, Marilyn Monroe ve Brigitte Bardot gibi isimlerin fotoğraflarını çekerek kült bir figür haline gelmişti.

Rumen yönetmen Cristian Mungiu’nun “Fiyort” filmi, Norveç toplumundaki ilerici ve gerici görüşler arasındaki çatışmayı gözler önüne seriyor. Festivalin galasında Sharon Stone’un varlığı ise etkinliğe ayrı bir renk katıyor. Ancak, uzun süre aynı ortamda bulunmak insanı yorduğu için Cannes’ın sadece bir saatlik tekne yolculuğuyla ulaşılabilen Saint-Tropez’ye gitmeye karar verdim.

Saint-Tropez, Brigitte Bardot ve Alain Delon gibi efsanelerin parladığı 1960’ların Akdeniz zarafetinin bir sahnesi. Cannes’daki sinema tarihini salonlarda yaşarken, ben Saint-Tropez’de bu tarihi güneşin altında, teknelerde, plajda ve kırmızı tenteli restoranlarda yaşadım. Paris’ten tanıdığım Gigi’nin havuzu, bu bölgenin en gözde mekanlarından biriydi. Courchevelle’den arkadaşım olan Bagatelle, beyaz masa örtüleriyle öğle şıklığının en ideal adreslerinden biriydi. Loulou plajında ise sakin bir zarafet hâkimdi. Saint-Tropez’nin ikonik kırmızı tenteleriyle bezeli Sénéquier’de oturup gelen geçeni izlemek, buranın vazgeçilmez bir ritüeli haline gelmişti.

Cannes ve Saint-Tropez, Akdeniz’in sunduğu iki farklı tiyatro perdesini temsil ediyor. Ancak her ikisi de zamanın geçiciliğini hatırlatıyor: Kalıcı sanılan her şey, az bir ışık, hafıza, makyaj ve ritüellerden ibarettir. Cannes’ın kırmızı halısı ve Saint-Tropez’nin kırmızı tenteleri, sonunda aynı soruyla buluşuyor: İnsan neyi hatırlamak ister, neyi unutmak için eğlenir?

Related Posts

© 2026 kayseri-kultur.com.tr - Theme by WPEnjoy · Powered by WordPress